23 Ekim 2012

*Güzel Tekbaşınalık

Tek başıma alışverişe çıkmayı severim... Tek başıma sinemaya da giderim... Fakat bir cafede tek başıma oturmak hiç hoşuma gitmez, bir an önce kalkmam gerekir gibi hissederim... Her hangi bir etkiliğe katılacak olsam, yanımda bir arkadaş ararım... Bu yaz tek başıma gidemediğim için kaçırdığım konserlerle dolu...
Tek başıma tatile çıkmak ta çok korkutucu gelmiştir hep... "ya başıma bir şey gelirse?" sorusu kafamın içinde büyür büyür büyür...

Birilerini bekleyerek geçen zaman... geri gelmeyecek zaman... mutsuzluk hissi...vs. vs. vs.
"Hadi kızım bir cesaret, ne kaybedersin ki? Neyi bekliyorsun, kimi bekliyorsun?" diye söylene söylene en sonunda tur şirketinin kapısında buldum kendimi...

Önceden araştırmamı yapmıştım tabii ufak tefek detayları sorarak vakit kaybetmeden aldım turumu...
istikamet Balkanlar...
Program yoğun... Makedonya, Sırbistan, Bosna Hersek, Hırvatistan, Karadağ, Arnavutluk ve hatta sadece havaalanını göreceğimiz Kosova...

Çevremdekiler adeta benden daha heyecanlı... "emin misin?" "hala vazgeçmedin mi?" "ya başına bir şey gelirse?"...sanki ben düşünmüyorum...

Valiz bile gündüz gezer akşam dinlenirim düşüncesiyle hazırlandı...  tek başıma akşam ne işim var...

Hiç düşündüğüm gibi olmadı... daha Priştina'ya inişte ekipten 3 arkadaşla kader birliği yaşadık... ilk gün "yalnız mı geldin? nasıl cesaret ettin? valla bravo... fotoğrafını çekelim mi? şuraya gidiyoruz hadi sen de gel!" şeklinde kaynaşmaya başladık ve tur boyunca çok güzel arkadaşlıklar kurduk...

Turla ilgili ayrıntılar gelecek... gerçi ben gitmeden önce de gördüğüm kadarıyla birçok blogda yazılmış... üşenmez vakit ayırabilirsem benim gözümden de yazmaya çalışacağım...

Döneli 10 gün oldu, 3-4 gün adaptasyon sıkıntısı yaşadım... adapte oldum ama aklım oralarda kaldı... ve gezmede tozmada... Dilerim devamı gelir :)


12 Eylül 2012

*Yazdan Kalanlar -1

Daha geçen yaz, bu yaz için güzel planlar yapacağıma dair düşüncelerim vardı...oysa ki hiçte öyle olmadı... bir türlü plan yapamadım... bir yandan çalışma koşullarım, bir yanda kafa dengi arkadaşlarımın tarihlerimizin uyuşmaması derken zar zor alabildiğim bir haftalık iznimle yine yazlık yolu görünmüştü bana...

Nereye gidecek olursam olayım valiz hazırlamak gözümde öyle büyüyor ki neredeyse seyahatten vazgeçecek duruma geliyorum... asla tabii ki gezi olsun da her şekilde hazırlarım valizi... Konsept belli: deniz, güneş...


Kitabın derginde hazırsa gelsin şezlong keyfi....

Yazlık olunca vakit geçirmek için kağıt oyunları ve okey bire bir oluyor... Yıllardır oynamıyordum papaz kaçtı, pis yedili...kuzenler sağolsun...


Yaz sıcağında deniz yetmiyor, bulduğun suyun altına giriveriyorsun....

Gözleme, mısır, dondurma... denizde yorulunca üstüne nasıl da güzel geliyor...

Happy feet... biliyorum yazın sosyal medyada oldukça artıyor ayak fotoğrafları... pek sıkıcı olmaya başladı... ama benim için yaz demek bir anlamda ayaklara özgürlük demek... nasıl mutlu mesut ayacıklarım...
Çayla kahveyle pek aram yoktur ama akşam üstü çay keyfi de fena olmuyor hani... e tatil ramazanda yapılınca keyifler de değişiyor...
Cennet Akbük... bu sene her zamankinden daha mı kalabalıktı ne?

Akyaka'ya uğramadan olmaz... orada yediğim deniz mahsullerinin hep tadı damağımda kalıyor...
Dönüş yolunda Bafa Gölü kenarında kahvaltı ile sonlandırıyoruz tatili... eski tadı tuzu yok ama yine de yol üstü değerlendirilebilecek bir mekan...
Sonuç; dinlenmiş dönmek istemeyen bir ruh ve beden...
İş yerinde bir günde hiç tatil yapmamış gibi oldum ama olsun seneye yine var değil mi? :( ...

11 Eylül 2012

*Kısa Bir Tatil Molası

Hep birilerinden dinledim, hep birilerinin çektiği fotoğraflara baktım, hep gitme planları yapıp bir türlü gidemedim...
ve sonunda...
Bozcaada'ya gittim... gördüm.... ve çok beğendim...çok sevdim...

Yaz bitmeden ve fakat denize girme hayalleri kurmadan Bozcaada planları yapıldı... 4 belki 5 kişi olacaktık 2 kaldık ama gittik mi? gittik...

Gece otobüs yolculuğu, sabah feribot yolculuğu derken ada göründü... yeşilden pek nasibini alamamış bir kara parçasıydı görünen...Bozcaada boz-muş gerçekten dedik...

O kadar çok okumuştum ki hakkında emin adımlarla ilerleyerek otelin önünde bulduk kendimizi... odaya yerleşildi hazırlanıldı ve attık kendimizi Bozcaada sokaklarına... istikamet belli idi... 2 hafta öncesinden kahvaltı için rezervasyon yapılmıştı: Rengigül Konuk Evi... uzun bir masa ve 6 kişilik daha küçük bir masa hazırlanmıştı... donatılmıştı demek daha doğru galiba.... gelen boş yere oturuyor... 6 kişiliğe oturtulduk... Bahçe muhteşem... pek sevimli minnoş objelerle zenginleştirilmiş... kahvaltı zaten zengin, herşey doğal... portakal kabuklu peynir, içinde ne olduğunu çözemediğimiz salça...24 çeşit reçel, ilk kez tatdıklarım var haliyle, iğde reçeli gibi... masadaki diğer tatilcilerle sohbet ediliyor... bir çift orada kalmış, söylediklerine göre konuk evinin odaları da oldukça güzel ilgi çekiciymiş... belki başka sefere diyoruz... kalabalıktan dolayı kahve hazırlayamıyorlar... biz de kahvemizi içmek için başka yerleri keşfe çıkıyoruz...

Polente'ye gidelim diyorum... pek tenha Polente...herkes denize gitmiş herhalde diyoruz...akşam görüyoruz ki adanın çoğu Polente'de takılıyor... biz kahve içmek ve benim pek acemi olduğum tavla oynamak için takılıyoruz orada...

Karnımız acıkıyor...akşam yemekleri için rezervasyonlar yapılmış durumda...işi şansa bırakmayı sevmem ne de olsa... gündüz bulduğumuz yerde yiyelim diyoruz... ilk gün serin bir yerde ismini bile unutmuşum, kötü kalamarla Bomontimizi yudumluyoruz... akşam ayık kalabilmek için biraz dinlenmeye çekiliyorum...
akşam üstü açlığımızı biraz bastıralım diye Kapı 14'te demleniyoruz... sabah kahvaltıda tanıştıımız çift bizi gün batımı izlemeye çağırıyor... görüyoruz ki Polente Feneri'ne gün batımını izlemek için toplanıyor insanlar... biraz yürüyüş ve fotoğraf çekiminden sonra şaraplarımızı alıp gün batımını izliyoruz... o şaheser tabloyu...

akşam durak Lodos Restaurant... gündüz yediğimiz kötü kalamardan sonra endişeli yaklaşıyoruz ama garsonun tavsiyesi ile muhteşem kalamarını yiyoruz... ve mezeler harika... üstüne bir de balık...biz Barbun seçiyoruz....

2. gün kahvaltıdan sonra yine kahvemizi Polente'de içiyoruz...bu sefer dama oynuyoruz, bu konuda daha iyiyim ;)... ardından Komançinin tavsiyesi Lalen kahve arayışına giriyoruz... Lale Cafede buluyoruz... sanırım adada sadece orada yapılıyor, çünkü daha sonra da başka bir yerde rastlamadık... Kök bitkilerinden yapılan Lalen kahveyi beğeniyoruz, üstüne taze limonatamızı da içip plaja gidelim belki gireriz denize diyoruz...
Ayazma plajı tıklım tıklım... boş şezlong bulmak imkansız... bizim gibi güneşte durmaktan zevk almayanlar için en azından şemsiye bulmak büyük gereklilik... denize girelim çıkalım, yukarıya yemeğe gidelim dedik... su harika ama buzzzzzz...yine de giriyoruz... yemeği meşhur, adanın en eskisi olduğu söylenen Koreli'de yiyoruz... plaja tekrar indiğimizde bu sefer sezlong bulup gölgeye yerleşiyoruz, biraz kumla oynaşıyoruz...özlemişim kumu... tekrar denize girmek için hamle yapıyoruz iki kulaçta denize girmemizle çıkmamız bir oluyor...

 yemek öncesi Çiçek Pastanesinde kurabiye yemeye uğruyoruz...herkesin elinde poşetlerini görünce merak ediyoruz burayı... pek ünlüymüş... sonra bir fasıl daha tavla...
bu akşam yemek Bakkal Cafe'nin sıcak ortamında yeniyor...bir önceki gün öğlen yemek için de Bakkal Cafe'ye gitmiştik fakat yiyecek bulamamıştık, birde meşhur Paris'i :) görmek istemiştik ama malesef İstanbul'a gitmiş... yemekten sonra tatlı için Gelincik şerbetli sakızlı muhallebiyi tatmaya Ada Cafe'ye gidiyoruz... o ne lezzettir öyle :) geceyi bitirirken sabah kahvaltıya Ada Cafe'ye gitmeye karar veriyoruz...

3. gün... otelin sıradan kahvaltısını pas geçip Ada Cafe'de buluyoruz kendimizi... rezeneli omletimiz, Ada böreğimiz, kahvaltımız ile sabaha oldukça güzel başlıyoruz...üstüne kafenin meşhur Gelincik şerbeti ve kurabiyesi ile tatlanıp fotoğraf çekmek için sokakları dolaşıyoruz... tabii öğleden sonra tatlı yemeye geri dönmek üzere...
limanda eski Liman Lokantasının önünde sandalet ve küçük objeler yapan kişiler takılıyor gözümüze...hadi bakalım diyoruz... tabii ki sandaletler çekiyor ilgimizi...sandaleti tapan kişi İstanbul'dan yazları geliyormuş, kışın Moda'da ki yerinde yapıyormuş ayakkabılarını... bir üniversitede öğretim görevlisiymiş ayrıca... diğer adam çay getiriyor, içeriyi de gezebilirsiniz diyor... içeri dediği eski Liman Lokantası... şimdi atölye olarak kullanılıyor... arkadaşım koyu sohbete dalmışken ben içeri girip geziyorum...harika objeler var ve atölyenin sahibinin çocuklarının eşyaları...  



Kahve için tercihimiz yine Lalen kahvesi oluyor... sokaklar binalar bizi bizden alıyor... her biri ayrı ayrı özenilmiş... kışın hayat yok deniliyor ama insan yine de özeniyor oralarda yaşayanlara... öğlen yemeği için "Şişmanın Yeri"ndeyiz... Enginarlı fava, elmalı semizotu ve yine kalamar enfes...  tatlı için Ada Cafedeyiz... birazda lokum alıyoruz, son günümüz ne de olsa... pazarında dolaşıp bileklik alıyoruz... çok yürüdük çok yorulduk... dinlenmek için yine Çiçek Pastanesine gidiyoruz...ben bir şey yemeyeceğim desem de kurabiyenin tadına bakmadan duramıyorum...
ve son akşamı Sandal Restaurantta sonlandırıyoruz... Yine harika mezeler eşliğinde (peynir köftesi muhteşemdi) güzel bir yemek yiyoruz...
Bozcaada seyahatimiz Ağustos sonuydu ve sabah ve akşamları çok serin hatta soğuk oluyor... söylediklerine göre deniz Eylülde daha sıcak oluyormuş....
Halkı çok sıcak... hapşırdığınızda "çok yaşa" diyen tanımadığınız bir ses duymanız oldukça olası... her daim gülümseyen bir yüzle karşılaşmak pek mümkün... :)
bu seyahatte çok mu yemişiz ne? :)